4-4-2 Geri Mi Dönüyor?

futbolbook

                     www.futbol-book.com

Klişe, bir kelimenin çok hatta abartılı derecede çok kullanılmasından kaynaklı olan anlam kaybı için kullanılan tabirdir. Ancak 4-4-2 ve pres denince, bu sezon sıkça tekrarlanan bu klasik dizilişin anlamını kaybetmediğini her hafta yeniden kanıtlandığını gözlemliyoruz. Haliyle ortaya bir soru çıkıyor: 4-4-2 yeniden mi ayaklanıyor? Çizgi oyuncuların kaybolması ve ön liberoları daha değerli kılmaya başlayan domino efekti (Total Futbol furyası) nedeniyle 4-4-2 geri planda kalmıştı. Çizgi oyuncuları yerlerini içe kat eden kanat forvetlerine bıraktı, bekler yeni nesil çizgi oyuncusu oldu ve onların kademelerine de defansif orta saha oyuncusu girdi. Her düzen bir diğerine panzehirdir, amaç rakibi alt etmektir. O yüzden rakamlara çok takılmayıp daha çok saha içinde, amaca dair gerçekleşen yeni yöntemlere ve uygulayanlara bakmak lazım. Mesela ön alan presi. Takım rakibe basıyor, ısırıyor demek kolay; ancak nasıl basıyor? Kimlerle basıyor ve neleri göze alıyor? Avrupa ekipleri bu baskı ve geçiş oyunlarına artık gitgide daha çok önem vermeye başladı ve akıllara-özellikle İspanyol takımlarının yaptığı işlerden sonra-bir soru geliyor. Bu amaca yönelik olarak, 4-4-2 düzeni geri mi dönüyor?

Milan 89

Arrigo Sacchi

Asla profesyonel futbolcu olamamış ancak teorilerin pratikte nasıl uygulandığını son derece dikkatli ve doğru etüt edip, ayakkabı satıcısından teorisi dünya genelinde hala kullanılan bir futbol adamına dönüştü Arrigo Sacchi. Mantığı kulağa basit gelebilir ama uygulaması çok disiplin isteyen bir düzendi. Futbol alan oyunudur ve savunmanın temel amacı topu ayağına alan rakip futbolcunun kafasındaki hareketi, pası, şutu ya da herhangi bir şeyi uygulaması için sahip olduğu vakit ve alanın mümkün olduğu kadar az olmasıdır. Sacchi, bu prensip temelinde bir teori geliştirdi. Bu teori kapsamında takım tek bir bütün halinde savunmayı ön alanda yapacak ve santrfor ile stoperin arasındaki azami mesafe 25 metre olacaktı. 1989 Milan’ında bunu kusursuz boyutta uygulamaya çalışmıştı Sacchi ve nitekim iki yıl üst üste Şampiyon Kulüpler Kupası’nı kaldırdı. Bu 25 metrelik mesafe sayesinde rakibin herhangi bir futbolcusu rakibinden kaçmak için çok dar bir alana hükmetmek zorunda kalacak ve o alan içinde futbol oynamak çok zor hale gelecekti. Aynı mesafeyi korumak inanılmaz bir koordinasyon ister ancak başarıldığı takdirde de devrilmesi çok zor bir anlayıştır…

Baskı Merkezi

Temel itibariyle topa yapılan baskıdan bahsettiğimiz için ”baskı merkezi” daha uygun ancak baskı yapmayan takımlar için ”oyun merkezi” demek daha doğru olacaktır. Rakibi kendi kalesine yakın karşılayan takımlar kompakt anlayışı koruyup bu şekilde kalesini gole kapatmayı amaçlıyor aslında. Temel amaç top kontrolünü rakibe verip onu üzerine getirerek, ortaya çıkan alanlardan geçiş oyunlarıyla yararlanmak. Her ne kadar 4-4-2 oynamasa da, Jose Mourinho’nun takımları büyük maçlarda genel itibariyle bu profile uygun. Baskı merkezini biraz daha önde hayal edecek olursak, günümüzün değerli 4-4-2 müritlerinin başında Atletico Madrid geliyor. Gabi, Tiago, Koke ve Arda gibi isimlere rakip ikinci bölgeye geldiğinde etkili bir pres yapan Atleti, santrforlarının da prese yardımı ile orta alanda rakibe futbol oynatmayı imkansız hale getiriyor. Son olarak rakibe stoperlerden itibaren basmaya çalışıp kendi savunma hattını da orta sahaya kadar çıkaran takımlardan bahsedelim. Fatih Terim’in Galatasarayı (pre-Drogba+Sneijder dönemi) ve günümüzün Salzburg’u değerli örnekler.

Atleti baskı

Atletico Madrid

4-4-2 düzenine sadık kalmaya azami önem gösteren ve bu sezon sadece birkaç kez düzenden sapan Simeone’nin öğrencileri, Sacchi’nin mantığını benimsemeye çalışan ekiplerden. Savunma çizgisi ile hücum hattının arasındaki alanı mümkün olduğu kadar dar tutmaya çalışan Atletico Madrid, santrforlarının da yardımı ile rakibe baskıyı 2. bölgede yapmayı tercih ediyor. Rakip oyun kurarken yalancı bir baskıya başlayan Atleti savunması, rakibin oyunu orta alana doğru götürmesi ile birlikte baskı dozajını arttırıyor. Gerçek güçleri de burada ortaya çıkıyor. Orta alanda yapılan sert baskı sonucu kapılan toplarla hızlı hücuma çıkan Atletico Madrid, bu ”transition’ ‘(geçiş) oyunlarında skor üretme babında Avrupa’nın zirvesinde. Topa daha az sahip olup yine de oyunu dikte edebilmek tartışmasız bir kalitedir. Atletico Madrid de Avrupa’da bu yüzden zirvede.

Salzburg baskı

Salzburg

Ön alan baskısı denince akla Avrupa’da bu sezon itibariyle gelen ilk takımlardan biri de Salzburg. Son derece riskli bir futbol oynuyordu aslında Avusturya ekibi, ancak oyuncuların arasındaki koordinasyon ve paylaşım o kadar iyiydi ki Avrupa’nın en iyi alan kapatan takımlarından biri oldular. Değişik baskı şekilleriyle rakibini yıldırmayı başaran Salzburg, özellikle dengi ya da ağır bastığı takımlara karşı ezici bir üstünlük kuruyordu. Ancak bazı defoları o kadar belirgindi ki, Avrupa’da iki kez bu sayede elendiler. Birazdan değineceğim bir konuya ağırlık vermekte fayda var. Önde baskı kurmak, sadece stoperlerin üzerine koşup top çalmaya çalışmaktan ibaret değil, bunun şekilleri ve yöntemleri var. Avrupa arenasında bunu bu sezon kanıtlayan takımların başında Red Bull Salzburg geldi, örnekleriyle sabit. Defolardan bahsetmiştik, defoları basitti. Baskı altından çıkmanın yollarını iyi bulan ve Salzburg’un alanı savunurken top karşılamakta sıkıntı yaşadığı bölgeleri iyi tespit eden takımlar sürekli zorladı ve bazen de duvarı deldi. Avrupa’da tek kale oynadığı maçları kaybedip elenme sebepleri de bundan farklı değil..

Benfica 09Real Madrid

Real Madrid/Benfica (Angel di Maria!)

Bazılarınız dönemin Benfica takımını elbette hatırlar. 2009/2010 sezonuna geri gidelim. Geri dörtlüsü Coentrao-Luisao-David Luiz-Maxi Pereira olan bu müthiş takım, beklerini aşırı derecede ileri atıp baskı kuruyordu. Ancak püf noktası bu değil. Şu sıralarda sıklıkla gördüğümüz düzen geçişlerinin mimarlarından biri Benfica’dır. 6 numara olarak dönemin en revaçtaki ön liberolarından biri olan Javi Garcia’yı kullanan Benfica, baklava şeklinde dizilen orta sahasında sol ve sağ iç olarak Avrupa’nın en hareketli oyuncuları arasında bulunan Angel di Maria ve Ramires’i kullanıyordu. Zaman zaman yazılarımda ”yay” prensibinden bahsetmiştim. Topa sahipken açılıp sahip değilken daralmaktan yani. Benfica topa sahipken di Maria ve Ramires ikilisi, kendilerini önlerindeki 10 numara olan Aimar’ın yanına atıp gerektiğinde ceza sahası koşusu yahut çizgi koşusu dahi yapıyordu. Top kaybında ise orta alanda yahut topun olduğu bölgede daralıp, beklerini de ileri çıkarıp baskı için çoğalabiliyordu. Benfica’nın bu düzeni baklavadan 4-1-3-2 tonlu 4-4-2 geçişiydi. Peki neden Real Madrid? Angel di Maria’nın günümüz Real Madrid’inde büründüğü rol o zamanın Benficası ile çok benzer. 6 numara Xabi Alonso’nun önünü Modric ile birlikte üçgen içinde kullanan di Maria, toplu oyunda Ronaldo’nun kendini ileri atması sonucu sola kayarak saha içinde asimetrik bir 4-4-2′nin oluşmasına sebep oluyordu. Bu takımların ortak yönü alan kullanımında son derece koordine olmaları, kaymaları doğru yapmaları ve savunmaları da ileri çıkararak korkunç bir baskı kurabilmeleri. Rakibin tehdidine ve zayıflıklarına göre baskı merkezi değişiyor, geçen hafta Real Madrid’in Bernabeu’da Bayern Münih’e karşı yaptığı gibi.

Liverpool baskı

Liverpool

Dar alanda 4-4-2 oynayan takımlardan biri de Liverpool. Her ne kadar klasik, düz 4-4-2 olmasa bile. Değişken olarak baskı merkezini 2. ve 3. bölgeye çeken Liverpool’un İngiltere’de böyle başarılı olması tesadüf değil. Alan kaymalarını çok iyi yapan (4-4-2/4-3-3 geçişleriyle) bir takım da Liverpool. Çabuk düşünüp hareket edebilen bir kimlikte olan Liverpool, doğru ve çabuk alan kaymalarıyla topa baskıyı iyi yapıp geçiş hücumlarını da iyi oynuyor. Üstelik bunu yaparken savunma ve hücum arasındaki alanı azami derecede dar tutuyor. Liverpool düzenini daha önce Furkan Sümbül imzalı bu makalede açıklamıştık.

Galatasaray baskı

Galatasaray (Selçuk İnan)

Şüphesiz hemen hemen herkes Selçuk İnan’ın yıldızlaştığı ve Galatasaray’ın şampiyon olduğu iki sezonu (11-12 ve 12-13) hatırlar. Sacchi prensibiyle kompakt, Terim prensibiyle baskın olan o takımı irdelemek gerekiyor biraz. Türkiye Ligi çağa ayak uydurduğundan bu yana (yani mücadele oyunundan ziyade, savunmada alan oyunu oynamak) bu ligde iyi alan daraltıp baskı merkezini mümkün mertebe rakip kaleye yakın çeken takımlar başarılı olmuştur. Fatih Terim önderliğindeki Galatasaray, bunun en güzel örneğidir. Hücum hattında Avrupa’da o dönemin en iyi defansif forvetlerinden biri olan Johan Elmander’e sahip olan Fatih Terim, takımın yan parçalarını iyi oluşturarak rol dağılımını doğru belirlemişti. Kenarlarda Emre Çolak ve Engin Baytar ikilisiyle merkezde alanı çok iyi daraltıp ön alan savunmasında Felipe Melo’yu da Selçuk İnan’ın bir adım önüne atan Galatasaray, bek yardımından bağımsız sürekli olarak 5 kişi ile topa baskı yapıyordu. Kapılan toplar saha içi yönetmeni Selçuk İnan’da toplanıyordu ve takım bu şekilde doğru biçimde hücuma çıkmakla kalmayıp saha içinde neler yapması gerektiğini de bir hayli iyi biliyordu. Selçuk İnan ise baskıya aktif olarak çok katılmayıp enerjisini ekonomik kullanarak gol yollarında hiç olmadığı kadar etkili oldu ve takımının gol yükünün önemli bir kısmını üstlendi. Düzenin faydaları diyelim kısaca. Drogba, Amrabat ve Sneijder gibi topa baskıyı sevmeyen oyuncuların düzene girmesi ile paralel olarak Galatasaray’ın oyun etkinliğindeki azalması da ayrı tez konusu tabii.

Görüntülü Analiz

Benfica-Sporting

Topa baskı ve topa baskı esnasında yapılan baskı şekillerini biraz anlatmak lazım, salt kelimelerle anlamak güçleşiyor zira. Benfica-Sporting Lizbon maçından bir örnek. 1-0 yenik durumda olan ve orta sahasının kötü bir maç oynaması ile birlikte rakibine ezilen Sporting Lizbon, sol bekten top çıkarmaya çalışıyor.

benfica 1

Benfica erken baskı yapıyor ve sağ beki Maxi Pereira’yı da baskı için ileri atıyor. Topun olduğu bölge ve civarında 4 Sportingli ile 5 Benficalı var. Peki sol bekten top çıkınca ne oluyor?

benfica 2

Pas hatası. Topu takip eden Sportingli oyuncu topu almış olsa bile hat arası mesafe çok dar ve topu kullanması bir hayli zor olacak. Kırmızı çizgiler o iki hattı temsil ediyor, mavi çizgi ise oyun boyunu. Kadraja sadece bacağı sığan Garay oyun içinde son adam kıvamında. Oyunun boyu 35-40 metre civarında ve hat arası boşluklar genel itibariyle az. Oyun akarken organizasyonu oturtmaları gerekti ve bu yüzden tam olarak iyi yayılamadılar sahaya, ancak erken pres sonuç verdi ve bu top çalmanın sonucunda Enzo Perez durumu 2-0′a getirerek takımını rahatlattı. Keşke kadraja girmeyen ve solda kalan iki Benficalı da hakemin yanındaki Lazar Markovic’in çevresinde toplansa ve gerçekten etkileyici bir sıkıştırma izleyebilsek, o ayrı.

Atletico Madrid – Barcelona

Dilerseniz önce Barcelona’nın kısa baskısını Atletico Madrid’in nasıl pasifize ettiğine bakalım. Aslında çok basit, zayıf nokta aradılar ve buldular. Maç içinden bir örnek. 3 kişilik baskı geliyor ve Juanfran bekletmeden topu sağ öne gönderiyor.

atleti 1

O esnada Villa ve Adrian’ı ileri atan Atletico Madrid sağ kenara fizik gücü yüksek olan Raul Garcia’yı yerleştiriyordu.

atleti 2

Uzun toplar Alba üzerine gidiyordu. Garcia Alba ile girdiği her hava topu mücadelesini kazandı. Bu pozisyonda topu kafayla Mascherano’nun arkasına bıraktı Garcia, hareketlenen Villa ise topu üst direğe nişanladı. Bu pozisyondan önce, maçın hemen başlarında yine aynı şekilde sağ öne topu yollayan Atletico Madrid, yine Garcia-Alba eşleşmesinden aynı şekilde madeni buldu. Top yine Mascherano’nun arkasına düştü, hareketlenen Adrian topu direğe nişanladı, seken topu Koke Villa’ya aktardı. Villa’nın ortasında arka direkte Adrian kafayla topu (tabii ki Alba’nın üzerinden) Koke’ye indirdi ve Atletico Madrid 1-0 öne geçti. Golden hemen sonra olan bir pozisyon ise yine önde pres ve hatlar arasını dar bırakma prensibini anlatıyor.

atleti 3

Barcelona’yı yenmenin anahtarının geri yaslanmaktan ziyade savunma ve orta saha arasındaki köprüyü koparmakta olduğunu geçtiğimiz ve bu sezonda daha önce Bayern Münih ve Ajax gibi takımlar kanıtlamıştı. Atletico Madrid bir benzerini yaptı. Barcelona geride pas yaparken birden 4-5 kişi ile alan daralttılar. Top ”ana köprü” olan Busquets’e gelince ise sezonun kahramanı Gabi oradaydı.

atleti 4

Gabi topu kaptı, Villa’ya aktardı. Ancak Villa topu direğe nişanladı ve Atletico Madrid bundan da sonuç alamadı. Karakteristik Atletico hücumu, erken pres ve rakibin top kaybı üzerinden saniyeler içinde rakip kale önüne gelip tehlikeli olmak. Hızlı transition.

Avrupa Ligi’nde Salzburg

Kısa ve öz. Salzburg presi. Ajax geriden top çıkartırken Salzburg’lu oyuncular riskli ama etkili, yoğun bir pres uyguladı. Hakemin çevresindeki Ajax’lı oyuncular boştu belki ancak onlara giden tüm pas kanalları o yoğun pres sonucu kapalıydı. Topu alan oyuncu da solak olunca işler iyice zorlaşıyor.
blinde pres 2

Sonuç, top kaybı! Aynı oyunun bir benzerini Elfsborg maçında da oynadılar.

elfsborg pres

Elfsborg’un boşta top alabilecek tek oyuncusu ters kanattaki sağ beki. Ona da topun gitmesi pas kanallarının tamamen kapalı olmasından dolayı imkansız. Salzburg baskıyı bu bölgeye yoğunlaştırıp rakibin sağ kanadını riske etmiş vaziyette, ancak topun oraya ulaşması imkansız. Risk savunması top yeterince hızlı dolaşmadığından işe yaradı ve ”Salzburg’un Mehmet Topal’ı” Stefan Ilsanker topu kapıyor, akabinde oluşan hücumda da gol geliyor. Bu risk savunmasını Bayern Münih, Real Madrid maçında sadece bir kez yaptı, orada da Isco’ya kötü bir pas geldi ve Real Madrid topu kaybetti. Tutmazsa riskli ancak tutma ihtimali yüksek bir savunma biçimi.

Bunu Galatasaray bayan basketbol takımı da Ekrem Memnun önderliğinde Ekaterinburg ile oynanan efsanevi yarı final maçında uyguladı. Dipte rakibin bir oyuncusunu boş bırakıp parkenin ters tarafında 5′e 4′lük agresif bir savunma uygulayan Galatasaray, belki riske girdi ancak sonunda karlı çıktı.

Sonuç

Düz 4-4-2 ile en son hangi takım bir majör turnuva kazandı? Çok geriye gitmek gerek, en azından ben 2007 Sevilla’sı, 2008 United’ı (ki finalde onlar bile Hargreaves’i sağda kullanarak aslında asimetrik bir 4-3-3′e geçti) ve sonrasında gelen (2 farklı) Atletico Madrid takımı harici yakın tarihte 4-4-2 düzeni ile majör turnuva kazanan bir takım hatırlamıyorum. 4-4-2 kolay görünen ancak uygulaması zor olan bir düzen. Düzenler amaçlara yönelik olarak sürekli birbirinin panzehiri oluyor, rakamlara değil amaca bakmak lazım. Kimisi yerleşik savunma düzenini kırmak için baskı uygular, kimisi baskıdan çıkmak için uzun top atar. Avrupa arenasında yarı finallerde kalan 8 takımın 4′ü ya ana strateji, ya da geçişli olarak 4-4-2 oynuyor. Benfica, Atletico Madrid, Real Madrid ve Valencia. Valencia, bu düzeni kenarlarda Cartabia-Feghouli, ileride de Vargas ve Alcacer ile oynuyor bu arada, belirtelim. Orta alandan itibaren yoğunlaşmada dörtlü orta alan ve bindiren beklerin değerli olduğunu ispatlıyor bu takımlar bize. Amaç baskı ve akabinde hızlı çıkmak. Amaca dair çıkan eski ama yeni düzen ise 4-4-2 ve varyantları. İber Yarımadası Avrupa futboluna selam söyler…

 

kaynak: yarisaha.com

www.futbol-book.com

Bu sayfa şuana kadar 11705 defa görüntülendi.

futbolbook

Diğer Manşetler

Sayfa

‹‹ 1 2 3 4 5 6 ››
futbolbook