Taktik Analiz: Arjantin

futbolbook

 


zn9Hr

ANLAYIŞ

İki kez Dünya Kupası zaferi yaşamış olan Arjantin için son yıllarda bir gerilemeden söz etmek mümkün. 1998′de Daniel Passarella, 2002′de Marcelo Bielsa, 2006′da Jose Pekerman ve 2010′da Diego Armando Maradona ile çeyrek finalden fazlasını göremeyen Arjantin, özellikle 98 ve 2006′da mükemmele yakın jenerasyonlar yakalamasına rağmen hedefin yakınından bile geçemedi. Brezilya 2014′e CONMEBOL elemelerini rahat biçimde lider tamamlayarak katılma hakkı kazanan Arjantin, F Grubu’nda Nijerya, Bosna-Hersek ve İran ile mücadele verecek. Gruptan rahatça çıkmasına kesin gözüyle bakılan ekibin ilerleyen turlarda ne yapacağı ise tam bir gizem. 60 yaşındaki Alejandro Sabella’nın ekibi, tecrübeli ve üst düzey futbolun içindeki oyunculardan oluşuyor.

Sabella’nın Arjantin’e esnek ve değişken bir 4-3-3 oynattığını ilk planda söylemek mümkün. Ancak zaman zaman üçlü (beşli) savunma da denemeleri mümkün. Kadronun değişik dizilişleri uygulayabildiğini ve dillere destan hücum hattı dışında da gayet uyumlu olduğunu da vurgulamak lazım. Elbette bu takım Messi’nin takımı. Hemen her şey ona göre şekilleniyor ve en büyük özgürlük de Messi’de. Diğer yandan, kalan oyuncuların da takıma katkı sağlaması ve defansif önlemlerin alınması adına da bazı değişiklikler yapılıyor.

article-2574115-1C1125B500000578-605_634x425

Kaleci Sergio Romero, 2010′da da Arjantin’in kalesini korumuştu. AS Monaco’da forma giyen Romero, ortalamanın üzerinde bir kaleci ancak maç kurtaracak kadar iyi olduğunu düşünmüyorum. Boca’nın tecrübeli kalecisi Agustin Orion ise kıta özelinde en öne çıkan file bekçilerinden biri ve Romero’ya iyi bir alternatif olabilir. Sağ bekte takımın en iyi oyuncularından biri olan Pablo Zabaleta ilk tercih olur. City’de yıllardır başarıyla forma giyen 85′li Zabaleta, sağ açıktan dönüştüğü sağ bek mevkisinde de üst düzey performans sergiliyor. Alt yaş milli takımlarının hemen tümünde görev alan Zabaleta, hücumdaki katkısı ve sağ tarafı boydan boya kullanmasıyla da takımın önemli oyuncularından biri. Mazzarri’nin Internazionale’ye beraberinde götürdüğü üçlü defans uzmanı 80 doğumlu Hugo Campagnaro da sağ bekte veya stoperde görev yapabilir. Stoperde ilk tercih Fede Fernandez-Ezequiel Garay ikilisi olarak görünüyor. İkisi de son derece uzun ve hava toplarında etkili. Topla ilişkileri de fena değil ve özellikle Garay’ın United veya Bayern’e gideceği yazılıyor. City’nin Şampiyonlar Ligi sezonunu berbat eden 80′li Martin Demichelis ve Meksika Ligi’nde forma giyen solak stoper/sol bek Jose Maria Basanta da ikilinin diğer alternatifleri. Sporting’de kendini nihayet ispat eden 90′lı sol bek Marcos Rojo, hücumda çok etkili olmasa da oldukça formda görünüyor ve takımın sivrilen isimlerinden biri olabilir. Basanta da az evvel bahsettiğim gibi sol bek olarak da görev yapabiliyor.

Orta sahadaki üçlü, takımın en sorunlu ancak en önemli bölgesi olarak dikkat çekiyor. Buradaki üçlü, bir ‘çapa’, bir çift yönlü ancak statik bir merkez orta saha ve bir de ofansif aksiyonların içine giren bir oyuncu tipinde. 84′lü Javier Mascherano, hücumda hemen hiç etkinliği olmasa da, 100′e yakın maçta Albiceleste için ter dökmüş, tamamen rakibi durdurma ve savunmaya yardım düşüncesinde olan bir defansif orta saha. Neredeyse hiç hücuma çıkmıyor, zaten çıktığında da bir şey yapamayacağını hemen herkes biliyor. Mascherano’nun yanındaki çift yönlü ve topu çevirmeye yardımcı oyuncunun Fernando Gago olmasını bekliyorum. Gago, bana göre en üst seviyeye ait bir oyuncu değil ancak Sabella ona çok güveniyor ve ısrarla forma veriyor. Topla ilişkisi son derece iyi olan ve pas isabetiyle bilinen Gago, sağ kanatta Messi’nin sıkça boşalttığı alanı savunma görevini de üstleniyor. Hızlı oynamaya çalışan Arjantin’de, ileri çıkışlarda isabetli top kullanması ve alanını korumasıyla takıma katkı sağlamaya çalışacaktır. Gago’yu eleştirirken, alternatiflerinin kendisinden çok bir farkı olmayan Lucas Biglia ve Arjantin formasını 28 yaşına dek sadece 6 kez giyebilmiş Enzo Perez olduğunu da unutmamak lazım. Bir denge unsuru olarak Gago, takım için çok büyük öneme sahip ve iyi oynaması şart. Orta alanın üçüncü ismi ise Angel di Maria. Avrupa’da sezonun en formda oyuncularından biri olarak nitelendirebileceğimiz di Maria, sol iç gibi oynamasına rağmen çok hareketli ve dikine oyun stiliyle takımın hücumuna müthiş bir destek veriyor. Eski alışkanlığı olan sol açık oynama dürtüsü de zaman zaman ona büyük boşluklar sağlıyor. Şöyle ki, üçlü orta saha oynayan bir rakip karşısında, eğer sağ içteki rakip di Maria’yı kovalamıyorsa, oyuncu zaman zaman sol çizgiye yakın oynuyor ve karşısında rakip sağ beki buluyor. Bu durum hem içe katederek oynayan Agüero’yu hem de sol bek Rojo’yu rahatlatır, üstelik de rakibin savunma dengesini çok bozar. Bu durumu geçen sezon Real Madrid’de sıkça gördük. Internazionale’de ne işi olduğunu hala anlamadığım Ricky Alvarez de orta alanda yaratıcı oyuncu kontenjanından kadroda kendine yer bulmuş. 81′li Maxi Rodriguez ise, orta alanın hemen her bölgesinde görev yapabilen bir oyuncu ve kulübü Newell’s Old Boys ile de fena bir dönem geçirmedi. Maxi’yi de sahada görürseniz şaşırmayın.

article-2573962-1C114D8900000578-566_634x377

Gelelim hücum hattına… Lionel Messi, birçoğuna göre faal futbolcuların en iyisi. Ancak Messi’yi kullanmak, takımı riske etmek anlamına da gelebiliyor. Oyuncunun görev almaktan en memnun olduğu bölge ya klasik ikinci forvet, ya da sahte 9. Barcelona’da sağda oynamak istememesi ve o sıralarda takımda olan Ibrahimovic’in merkezdeki yerine göz dikmesi hala konuşulan bir hikayedir. Sabella ise burada bir orta yol bulmuş gibi görünüyor. Hücumdaki hedef adam Gonzalo Higuain’in arkasında iki uzak forvete olabildiğince serbestlik tanıyıp, onların hem markajdan uzak kalmasını hem de takım içinde sıkıntı yaratmamasını sağlamış gibi görünen Sabella, Messi için adeta bir yeni mevki üretmiş. Kağıt üzerinde sağ ön gibi oynayan Messi, sürekli alan değiştiriyor ve Barcelona’daki alışkanlığından olsa gerek, sürekli içe katediyor. Bu durumdan avantaj sağladıklarını düşünüyorum açıkçası. Zaten Messi’nin sol bek kovalamasını beklemek hayalcilik olurdu. Messi’nin yapmadığı ‘pis işleri’ Zabaleta ve Gago hallediyor, Leo da sık sık merkeze kayarak Higuain’i besliyor ve takımda aslında mevcut olmayan 10 numara mevkisini yaratıyor. Gago ve Mascherano’nun çok tempolu ve hızlı oyuncular olmaması da bu şekilde ikame edilmiş oluyor. Di Maria ve Messi, elbette Agüero ile birlikte sıkça orta alana gelip takıma esneklik ve hız katıyor. İlerideki hedef adam Higuain ise, bildiğiniz üzere gol vuruşu becerisi çok üst seviyede olan akıllı bir santrfor. Bana göre de bu Dünya Kupası’nın en büyük gol kralı adayı. Arkasındaki müthiş ikiliye iyi servisler yapmasının yanı sıra, boş kaldığında da affetmiyor. Bu süper üçlüye alternatif olarak ise PSG’li Ezequiel Lavezzi ve Internazionale’li Rogdrigo Palacio düşünülmüş. Bana göre tamamen mantık dışı olsa da, Agüero’nun yerinde zaman zaman Lavezzi’yi de izlememiz mümkün.

Arjantin’in savunmasının iyi olduğunu söylemek şart. İsim isim bakıldığında büyük hayranlık uyandırmıyor olabilirler ancak birlikte hiç de fena iş çıkarmıyorlar ve önlerindeki Mascherano ile de daha da kuvvetleniyorlar. Genel olarak Arjantin’in merkezden hücum eden, beklerini dikkatli çıkaran ve kanat hücumlarına hiç bel bağlamayan bir tarzda oynadığını söylemek mümkün. Transition oyununa çok müsait di Maria ve Messi’ye sahipler ve rakiplerin onlar karşısında ileride yakalanması hiç ummadıkları bir anda topu kalelerinden çıkarmalarına neden olabilir.

argj

GÜÇLÜ YÖNLER

Arjantin’in elemeler boyunca en dikkat çeken özelliklerinden birisi, maça fırtına gibi başlaması ve ilk bölümde sıkça golle buluşması oldu bana göre. Maça sanki rakibe sağlam bir yumruk indirip sersemleterek başlamayı amaçlıyorlar ve bunda genellikle başarılı oluyorlar. Hızlı, çabuk, kolay adam eksilten ve dribling özelliği mükemmel 3-4 oyuncuya sahip olmalarını çok iyi kullanıyorlar. Rakip savunmayı çizgi halinde yakaladıklarında kolayca araya adam kaçırıyorlar ve golü buluyorlar. Elemelerde sadece Venezuela ve Uruguay’a (son maç) kaybeden Arjantin, kendisinden düşük seviyedeki takımlara pozisyon vermemenin yolunu bulmuş görünüyor. Öte yandan, hazırlık maçı dahi olsa son dönemde İtalya, Almanya, Brezilya gibi ekipleri deplasmanda yenmiş olmaları da özgüven açısından olumlu bir not olarak görülebilir. Eskiye nazaran daha akıllı, planlı ve dikkatli bir takım görüntüsündeler. İleride fazla baskı yapmadan rakibi orta alanda karşılamayı ve buradan kapılacak toplarla hızla rakip kaleye inmeyi düşünen bir oyun felsefesine sahipler. Üç büyük yıldızın yanı sıra, Angel di Maria gibi isme sahip olmaları da büyük avantaj. Real Madrid’li di Maria, kupanın en öne çıkan adamlarından biri olabilir. İstatistiklere bakıldığında ise, Arjantin’in öne geçtiği maçların çoğunu kazandığını ve erken gollerle sonuca gittiğini görüyoruz. Çok büyük yıldızlara sahip bir takımın 90 dakika aynı disiplini koruması elbette kolay değil. Onlar, bir an önce sonuca gidip rakibin dengesini bozmayı düşünüyor.

ZAYIF YÖNLER

Arjantin’in dünyanın en kompakt takımı olduğunu söylemek zor. Zaman zaman özellikle ileri hat takımdan kopuyor ve 3. bölge saydamlaşıyor. Bu üç oyuncunun çok deplase olması ve hiçbirinin kanat oyuncusu tiplemesinde olmaması da, Arjantin takımının kanat organizasyonları konusunda son derece yetersiz olmasına yol açıyor. Kanatlardan getirdikleri toplardan buldukları gol adedi bir hayli az ve  hücumda merkeze sıkıştırılması kolay görünen bir takımlar. Bu kadar yetenekli oyuncuya sahip olmalarına rağmen duran toptan buldukları gol adedi de çok az. Hatta inanılmaz gelebilir ama Dünya Kupası’na katılan ekipler arasında elemelerde duran toptan attığı gol adedi en az olan 2. takımlar. Bu kadar yeteneğe ve uzun boylu stoperlere rağmen bu istatistiği tutturmaları hakikaten şaşkınlık verici. Ayrıca, takımda düzenli olarak forma giyen Gago ve Romero’nun en üst seviyede neler yapacağı bana meçhul görünüyor. Mascherano’nun ve Gago’nun hücumda sıfıra yakın etkide olması, Arjantin’de gol yükünün ileri üçlüye binmesine sebep oluyor. Bu durum, özellikle ilerleyen turları görmeleri halinde sıkıntı yaratabilir. Son olarak da, kalelerini gole kapattıkları maç sayısının azlığı ve maçın son bölümlerinde gole gitmelerinin giderek zorlaşması Arjantin adına eksi hanesine yazılabilir. Maçın sonlarına mağlup girmeleri halinde sonucu çevirmeleri zor görünüyor.

messi-aguero

YILDIZ

‘Şimdi bu da soru mu?’ diyenleriniz olmuştur. Açıkçası ben de dedim. Bu takımın yıldızı elbette Messi. Onun için Dünya Kupaları şimdiye dek pek parlak geçmedi. En iyi döneminde bile Güney Afrika’da isteneni veremedi. Bu kez biraz daha organize bir takımda görev yapacak olan Messi, sezonu kötü geçirdi demek insafsızlık olur. 46 maçta 41 gol atsa da, takımdaki sıkıntılar Messi’nin de övgü yerine eleştiri almasına yol açtı. Yine de dünyanın en iyi oyuncusu olarak gösterilen oyuncunun Brezilya’da gösterecek şeyleri olduğundan şüphem yok. Takım arkadaşı ve yakın dostu Sergio ‘Kun’ Agüero da yıldız isimlerin ikincisi. City’de süper bir sezon geçiren ‘El Kun’, sakatlanmasına rağmen oynadığı maçlarda hayranlık yarattı. Gol makinesi Gonzalo Higuain ve elbette Angel di Maria da Arjantin’deki en öne çıkan diğer oyuncular.

YILDIZ ADAYLARI

Takımda 25 yaşın altında sadece bir oyuncu var. Kaldı ki, bu takımın adı Arjantin! Dünya futbolunun en ön plandaki ekiplerinden birinde bir ‘yıldız adayı’ aramak benim haddime değil elbette. Zaten hemen herkes bu oyuncuları ezbere biliyor ve sezon boyunca defalarca izliyor. Ancak, takımda en az öne çıkan oyunculardan ikisi olan 84′lü Basanta ve 90′lı Rojo’nun ilginç oyuncular olduğunu ve görev almaları halinde dikkat edilmesi gerektiğini söyleyebilirim.

105247

TEKNİK DİREKTÖR

60 yaşındaki Alejandro Sabella, 2011′den bu yana Arjantin Milli Takımı’nın başında bulunuyor. River Plate formasıyla önemli maçlar oynamış ve bir dönem Sheffield Utd forması da giymiş olan Sabella, aslına bakarsanız kariyeri bir anda uçuşa geçmiş bir isim. 89 yılında futbolu bırakan Sabella, uzun yıllar (1989-2009) Daniel Passarella’nın asistanı olarak görev yapmış. 2009′da birinci adam olarak göreve başladığı Estudiantes’i kıtanın büyük güçlerinden biri haline getirmesi ve burada Copa Libertadores’i kazanmasıyla da kendisine yepyeni kapılar açılmış. 2011′de berbat geçen Sergio Batista döneminin ardından Arjantin’in direksiyonuna geçen Sabella, olgun kişiliği ve mantıklı oyun planıyla takıma bir istikrar kazandırmışa benziyor. İlk icraati Leo Messi’ye kaptanlık görevini vermek olan Sabella, Arjantin Ligi’ni ikinci plana atmayan, tam aksine buradan sürpriz oyuncuları da kullanmaya hevesli bir teknik adam. Birden fazla dizilişi takımına uygulatmaya çalışıyor ve bunlara 3′lü hatta 5′li savunma da dahil.

KADRO

Kaleci

Sergio Romero (Monaco)

Agustin Orion (Boca Juniors)

Mariano Andujar (Catania)

Savunma

Federico Fernandez (Napoli)

Ezequiel Garay (Benfica)

Marcos Rojo (Sporting)

Pablo Zabaleta (Manchester City)

Jose Maria Basanta (Monterrey)

Hugo Campagnaro (Internazionale)

Martin Demichelis (Manchester City)

Orta Saha

Maxi Rodriguez (Newell’s Old Boys)

Enzo Perez (Benfica)

Ricardo Alvarez (Internazionale)

Javier Mascherano (Barcelona)

Fernando Gago (Boca Juniors)

Augusto Fernandez (Celta Vigo)

Lucas Biglia (Lazio)

Angel di Maria (Real Madrid)

Forvet

Sergio Agüero (Manchester City)

Ezequiel Lavezzi (Paris Saint-Germain)

Rodrigo Palacio (Internazionale)

Gonzalo Higuain (Napoli)

Lionel Messi (Barcelona)

 

İlker Akın yarısaha.com

www.futbol-book.com

Bu sayfa şuana kadar 11110 defa görüntülendi.

futbolbook

Diğer Manşetler

Sayfa

‹‹ 1 2 3 4 5 6 ››
futbolbook